Cumartesi, Şubat 2

Panini #1


Juninho Pernambucano #8
Olympique Lyonnais

Nerden nereye #1


31 Ocak'ta attığım bu tweet üzerine bişeyler yazmak istedim. Koskoca A.C Milan, 2005'te CL Finali oynayan, 2007'de o kupayı kazanan ACM ne hale geldi. Bütün yazacaklarım bu kadar.

Shevchenko - Maldini - Inzaghi - Rui Costa gibi eli yüzü düzgün isimlerden, aşağıdaki 3 apaçiye...
Soldaki apaçinin adını bile bilmiyorum lan.


Hikaye başlıyor...

Bu, sonrasını olan, geçmişini anlatan bir hikayedir, Yüce Patron'un hikayesi. Devam edecektir.

Tarafsız bir gözle, sadece eğlence amaçlı okumanınızı; yorum ve görüş bildirerek katkıda bulunmanızı isterim

Bölüm 1



East'n Boul / Ocak 2013



Bölüm Karakterleri;

Aziz. Grup üyeleri tarafından grubun lideri olduğu için Aziz deniyordu, takma isim. Grup için büyük fedakarlıklar yaptı. Brooklyn'den yetişme, sonradan Manhattan bir insandı. Kader ona son 1 oyla gülmüştü.Kısa boylu, hafif tıknaz, saçları hafiften ağarmış, konuşmayı peltek olan komşusundan öğrendiğinden konuşma bozukluğu çeken kamuflaj amaçlı çiftçilik yapan. Karanlık işler içinde olduğu sanılan, hapis yatmış olan.


Akut. Aziz'in sağ kolu, en kocaman kurtarıcısı. Bu yüzden ona Akut ismi takılmış. Kocaman Akut. Akut Kocaman. Risk almayı pek sevmez, sağlamiyetçi.
Kısa boylu, haşortmanlı. Pek gülmez, çok ciddi. Sürekli kendini suçlar, intihara kalkışır. Ama diğer küçük üyeler bu kararından vazgeçirmek için evine gider, ikna eder. 

Shaqip. Aziz'le beraber koğuş arkadaşlığı yaptı. İlk fırsatta sattı.

Abdella Kenelly (Kinılı). Lakabı, gömlekçi. Diğer enstitülerin ekonomik durumlarıyla içli dışlı. Yediği önünde, yemediği midesinde tarzı. Aziz'in yerinde gözü var deniliyor. Orta boylu, şişman.

Henri Bie'n Venü. Tam adı Henri The Bie And Venü, kısaca Henri. Soyadı eski ingilizce'de Saat ve Şemsiye. Yıllarca Ameanoenue'nde saat ve şemsiye sattı. Grup üyeleri tarafından pek tasvip edilmedi. Buna karşın hiç sesini çıkarmadı. Kimileri tarafından gizli kahraman ve lider olduğu söyleniyor. Esmer(kavruk) kısa boylu. Karın tokluğuna çalışır. Amean'Oenue çocuğu.
 



Saat 12:05 / Amean'Oenue

Siyah bir araba yaklaşmıştı, ilgileri toplayan. Cam açıldı yavaşça, ve bozuk bir ses tonu başladı konuşmaya
"Henri, Henri." Nerde bu lanet olasıca pislik diye düşünmeye başlamıştı büyük patron. Ve Henri yetişti. "Henri, bak. Gömleki'ye
haber et. Ben döndüm. Ekibi toplayın yeniden"

Henri dükkanı bırakıp koşmaya başlamıştı. Sadece koştu ve Gömlekçi takma isimli Abdella Kenelly'ye gelmişti. Kenelly biraz
tedirgin, biraz endişeli bi şekilde "Lanet olasıca paralarını nasıl ödeyeceğiz" dedi sessizce. Henri duymamıştı. Böylesi daha
iyiydi. Ya Akut buna ne diyecekti? O dağıtmıştı ekibi. Ona nasıl açıklayacaklardı?



Saat 14:23 / Çiftlik

"Başkanım" dedi Abdella, "nasıl yapacağız?"
"Orası beni bağlamaz, ben sizler için hapis yattım" dedi Aziz. Eski ekip tekrar toplanmalıydı. "Shaqip'ten almam gereken bi intikam
var dedi" Aziz. "Shaqip beni sattı, ben de onu bitireceğim. Unutma intikam soğuk yenen bi yemektir" diye devam etti ki Henri lafa atladı,

- O ne klişe bi söz öyle başkanım, daha orijinal bişeyler lazım"
- Olmadı galiba ya. Lanet olsun lanet lanet. Bi marjinal sözüm bile yok dostum.
- Çok kullanılıyor ya ondan olmalı, mutlaka ondan; diye ekledi Henri.

       Devam Edecek...­ ­       ­

Cuma, Şubat 1

Hepiniz yere yatın, parti başlıyor.

23 Ağustos 1973 sabahı, saat 10 sularında bir banka soygunun ilk cümlesi.

Yanında çok sayıda patlayıcı ve silah bulunduran soyguncular, 3 bayan banka görevlisini esir aldıktan sonra diğerlerinin kaçmasına izin verdiler. Bu 6 gün sürecek bir rehin alma öyküsünün kısa hikayesi olarak kalacaktı.


Polis ekipleri olay yerine ulaştıklarında bankaya girmek istediler ancak soyguncuların direniş göstermesi ile operasyon başarısız oldu. Dışarıdan banka ile iletişime geçildi ve soyguncular isteklerini ilettiler. Ceza evindeki bir arkadaşlarının bankaya getirilesini ve bir spor arabanın park halinde banka önünde tutulmasını talep ettiler. Soyguncuların bu istekleri kabul edildi. Arkadaşları cezaevinden çıkarılarak iletişim için bankaya yollandı. Ayrıca bir Mustang, banka önüne park edildi.

Ama hala bir problem vardı; polis kuşatması. Öyle ya kuşatma kalkmadan nasıl buradan çıkabilirlerdi? Soyguncular son olarak kuşatmanın kaldırılmasını, buna karşılık bütün rehineleri serbest bırakacaklarını açıkladılar. Polis ise bunu kabul etmedi.


Bankanın dışında gergin bekleyiş sürüyordu. Süreç boyunca, gazeteciler polis barikatının arkasında nöbet tutarlarken radyo ve televizyonlar olay bölgesinden canlı bağlantılar yaptılar. Halk da olaylara büyük ilgi gösterdi.

Buraya kadar anlattıklarım klasik bir soygun hikayesiydi. Hikayenin farklı olan kısımı ise bankanın içinde yaşananlar.

6 gün boyunca rehin olarak tutulan banka görevlileri ile soyguncular arasında pozitif bir diyalog oluştu. Rehineler, soyguncuların onları öldürmek istemediklerine, sadece buradan çıkmak istediklerine inanıyorlardı. Onlara göre polisin tutumu yüzünden hepsinin hayatı tehlike altındaydı. Hem aslında soyguncular da iyi insanlardı. Hayat şartları onları bu soygunu yapmaya zorlamıştı. Polis kuşatmayı kaldırsa zaten bu iş çoktan bitmişti.

Soyguncular, kuşatmanın kaldırılması için medyayla rehinelerin iletişim kurmasına izin verdi. Telefon sayesinde dışarıyla irtibat kuran rehineler kuşatmanın kaldırılması için yalvardılar. Ama yine de istekleri yerine getirilmedi.

6 günün sonunda polis içeriye gaz püskürterek soygunu sonlandırdı.

İlginç bir şekilde soyguncuların aleyhine tanıklık etmeye yanaşmayan rehineler, bir de aralarında para toplayıp soyguncuların savunmalarına maddi yönden de destek olmuşlar. Hatta hapisten çıktıktan sonra ailecek görüşmüşler.

İlk defa bu vak'ada dikkatleri çeken rehine ile rehin alan kimse arasındaki garip ruh hali "Stockholm sendromu" olarak anılmaya başlanmış. FBI araştırmalarına göre, adam kaçırma ve rehin tutma eylemlerinin yüzde 27'sinde, rehineler üzerinde Stockholm sendromunun etkileri gözlemleniyor.




Bu hikaye şu an siyasetçilerin bile ağızlarında sakız ettikleri Stockholm Sendromu'nun ilk örneği. En son 28 Ocak 2013 tarihli Leyla ile Mecnun'da duyduğum bu terim aslında tam olarak nedir?

Stockholm sendromu baskı gören kişinin baskıyı uygulayana karşı sempati geliştirmesidir. Bu sendromun ortaya çıkmasında fiziksel baskı ile birlikte yoğun bir psikolojik baskı da gerekir. Altında yatan sebep de hayatta kalma içgüdüsüdür.



Dış dünyadan soyutlanan şiddet mağduru, hayatta kalma isteğiyle o kadar aciz bir duruma düşer ve kendi hayatının başkasının elleri arasında olduğunu hisseder. Hayatta kalmak için şiddeti uygulayan kişiye kendisini bağımlı hissetmeye başlar. Baskıcının yaptığı küçük iyilikleri gözünde büyütür, zamanla kurban baskıcının yerine kendisin koyarak empati yapmaya başlar. Baskıcının yaptıklarında kendince haklı noktalar bulur. Böylelikle baskıyı yapan kimseyi kendisine yakın hisseder. Ondan kendisine ciddi bir zarar gelebileceği gerçeğini reddederek kendini rahatlatma yoluna gider.



Aslında başta da dediğim gibi bütün bunlar kişinin fiziksel ve psikolojik şiddet karşısında aciz kalıp kendini avutma isteğinin bir sonucudur.