Cuma, Mayıs 17

17 Mayıs 2000...



Herkes için bir başkadır elbet o gün... Benim için de öyle. 5-6 yaşlarında bir çocuktum ve çoğu şeyden haberim bile yoktu. Tek bildiğim, Beşiktaşlı babamın ve beni bu renklere aşık eden Galatasaraylı arkadaşı Emin amcanın heyecanıydı. Sokakta -solak olmamın da etkisiyle- Hagi, Hagi diye bağırarak top tekmeleyen bir çocuğun tek bildiği marştır benim için 2000... rerere rarara gassaray gassaray cimbombom...

İlk Galatasaray diye bağırdığımda 3 veya 4 yaşlarında olduğumu hatırlıyorum. Emin amca elinde kadife bir pantolonla gelmiş ve Galatasaraylı olursa bu pantolonu sana vereceğim demişti. Bana almıştı belli, verecekti de. Ama Galatsaraylı olmamı istiyordu şüphesiz. Bugüne kadar hiç bir kararımda bana karşı çıkmayan, destekleyen Beşiktaşlı babam da izin vermişti. Küçüğünü Beşiktaşlı yaparız demişti herhalde, yaptı da...

9 yaşında falandım. Çok sevdiğim Emin amca ALS hastalığına yakalanmış ve gözlerimizin önünde, sadece 10-15 gün içinde yaşamını yitirmişti. Cenaze için taziye ziyaretine gittiğimizde ilk defa dikkatlice incelemiştim evi. Her bir köşede Galatasaray vardı. Galatasaray bayrağı, vitrinde duran kocaman Galatasaray amblemli tabaklar, duvar saati, sarı kırmızı boyanmış bahçe kapısı... O gün daha fazla Galatasaraylı oldum. O günler iyi günler değildi, Galatasaray ekonomik olarak çöküyor, 6-0'lık ezeli mağlubiyet geliyordu ama ben daha fazla Galatasaraylı oluyordum. Evet, insanlar zor günlerde daha çok kenetlenir, daha çok bağlanırlardı ama ben çocuktum. Beni takımıma bağlayan bu kenetlenme gereksinimi değil Emin amcamdı. O zamandan beridir her Galatasaray maçını izler, Galatasaray'la yaşarım.

Konuyu fazla dağıtmadan; Uefa Kupası senesini final maçı hariç hiç hatırlamıyorum. Evet birkaç anım var ama hangi maça tekabül ettiklerini de bilmiyorum. O zamana dair tek ve en önemli hatıram; Popescu'nun penaltısı ve Arsenal maçı sonrası babamın omuzlarında rerere rarara gassaray gassaray cimbombom diye bağırışlarım ve babamın eşlik edişi... O zamanki maçların hepsini, tek tek sonradan izledim ve keşke dedim. Keşke o anları adam gibi yaşayabilseydim. Şimdi tekrar avrupa zaferi kazanacağımız günü bekliyorum. Büyük bi çocukluk hasretim.

O döneme ait tüylerimi diken diken eden onca şeyden en önemlisi sizlerle de paylaşmak isterim; Arsenal maçı öncesi Fatih Terim'in yaptığı konuşma. Gerek futbolcu gerekse teknik direktör olarak bu takıma yıllardır hizmet eden, uzun süre kaptanlık pazubandını taşımış; ayrı bir duruşu, karizması olan İmparator'un, Grande'nin o konuşması... Bu konuşma Galatasaray'ın tarihinin değişimini sergileyen çok önemli bir konuşmadır. Hem yazılı hem de videolu olarak vereceğim bu konuşma her okuduğum/izlediğimde benim tüylerimi hala diken diken eder...


Topun olduğu yer, topun olduğu yer bizim için pozisyon. Yetinmemizin en önemli sebebi topun olduğu yer. İki, saha kaygan olduğuna göre vurduğumuz topları, bize vurulan topları defans, orta saha iyi takip. Kaygan saha çünkü. Ve vurmaktan çekinmeyin, tam tersi topa vurmalarına da müsaade etmeyin mesafe tanımaksızın. Zaten düşüncemiz, size aktardıklarımız; burayı geçtikten itibaren bizim sahaya hiçbir boş alan ve boş adam bırakmamak. Bugün, kaç dakika oynarsanız oynayın. Ama birinci dakikadan itibaren on kişi oynamamız Taffarel dahil, hariç, on kişi oynamamız çok önemli. Okan ve Ümit top oynatmak yok. Tehlikeli bölgede Suat'ın adamı belli. Ve top oynayacağız. Size bir daha söylüyorum; en iyi defans yapmak, defans yapma, oyunu oynamaktır. Oynamaktır. Ters toplarımızı unutmayın. Ara toplarına koşanları, hiç düşünmeksizin Suat. Geri dörtlü ile beraber desteğimiz düşünmeksizin. Hemen Ümit. Burada tek şey kaldı, sizin oynamanız. Bir dünyanın seyredeceği sizin, oynamanız. Başlarken çok iyi başlıyoruz, hiç riziko yok, ofsayt taktiği diye bir şey yok, kadememiz tamam. İleri gittiğimiz zaman da hep beraber topa doğru bam bam bam bam gideceğiz ve oynayacağız. Oynadınız. Oyun disiplinini bozmak yok. Şartlar ne olursa olsun atarız, yeriz. Ve de bazı arkadaşlarımıza burada bir daha söyledim. Petit, Petit çok konuşur. dirsek atar, konuşur, muhattap olmak yok. Rapid maçı ile başladık, size hep bir şeyler söyledik, dedik ki arkadaş biz bu işin sonuna kadar gideriz, gidersiniz. Allah'a şükürler olsun ki aslan gibi bir periyot çizdiniz, aslan gibi top oynadınız. Bugün 17 mi 18 mi. 17'nci avrupa kupası maçımıza çıkıyoruz, ve bunun adı da FİNAL. Yine söylüyorum, kazanacaksınız. kazanmak için uğraşacaksınız, ama netice ne olursa olsun siz benim gönlümde hep kazandınız hep şampiyonsunuz, ve öyle kalacaksınız. Allah yardımcınız olsun!

Bi de şu var tabii; "Haydi oğlum, haydi oğlum haydi Popescu haydi... Gooool, gol Levent'cim gol! Korkunç bişey! Allah'ım sana şükürler olsun. Allah'ım sana şükürler olsun, Uefa Kupası 99/00 sezonunda bizim sayın seyirciler..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder